BABAM BENİM

Hep söylerler; kaybettikten sonra sevdiklerimizin değerini anladığımızı. Ve evet; tam da elimden kayıp gideceğini sandığım anda anladım ne kadar çok sevdiğimi, sevgimin ne kadar büyük olduğunu. Kendimi soğuk hatta biraz gaddar buldum ömrüm boyunca. Çevremdekiler de bunu tasdiklediler. Çünkü yapılması gerekeni acımadan yapabildim çoğu zaman. Fakat yoğun bakımda babamı kameradan görünce, çocuklar gibi ağlamak istedim.

AHMET SANSARININ MARİFETLERİ

Babam biz küçükken ölmüştü. Ben biraz hatırlıyordum Onu. Ne de olsa öldüğünde beş yaşındaydım. Ama Nazlı ve Ayşegül hiç hatırlamıyorlar. Nazlı 3 yaşındaydı, Ayşegül ise kundakta bebekti. Maddi durumumuz iyi olduğu için geçim sıkıntısı çekmeden büyüttü annem bizi. Ve evlenmedi de. Ta ki… O melun iblis hayatımıza girene kadar…Nereden aklıma geldiyse, yeni evimizi bir iç

MUTLULUK

Çok mutluydu o gün Gülden... Bütün işleri yolunda gitmişti. Üstüne üstlük harika bir kaç sürpriz bile yaşamıştı. İçinden bir mutluluk taşıyordu.Ne oluyor diye sorup duruyordu kendisine, gülümserken yakalayınca kendisini.Sanki taşı sıksa suyunu çıkartacaktı bugün.Hem başarılı hissediyordu hem de boşvermiş...Dünyanın nimetlerinin bir çoğu önemsizdi bugün gözlerinde... Şu mis gibi kokan portakal çiçeklerinin verdiği mutluluğu hangi pırlanta

ZAMBAK HANIM

Ah sen ne şeytansın sen...İşine geldiği gibi ifadelere bürünmekte,ses tonlamanı yapmakta nasıl da mahirsin.Keyifli keyifli evlilik programlarını izlerken telefonun çaldığında nasıl hasta rolüne bürünüverirsin.Oflaya puflaya sıralarsın fiziksel durumunu.Bazen hasta yatağında beyaz dizi okurken seni izlerim.Aşk-meşk davalarına dalmış,heyecanla gözlerin satırları takip ederken bir geçmiş olsun telefonu gelir diyelim.Hemen yüzündeki iafede değişir ağlamaklı moda geçiverirsin.Çok kötüyüm ile